
Mesajlar Etiketlendi ‘284’

Ben Seni Öyle Sevdim
18/03/2008Ben seni öyle sevdim,
Öyle sevdim ki,
Avuç dolusu sanma,
Yürek dolusu kadar…
Ben seni işte böyle sevdim,
Ve öyle bekledim ki,
Her gelmediğin gün de,
Öyle bir özledim ki,
Bütün tutuklulara yetecek,
Özgürlük kadar…
Ben seni böyle sevdim işte,
Her yanımda olmadığın anı,
Üst üste koysam,
Güneşe ulaşacak kadar,
Yan yana dizsem,
Dünyayı bin kez saracak kadar,
Ve sensizliğe de öyle üzüldüm ki,
Anacığım ölmüş kadar…
Ben seni işte öyle sevdim,
Payıma düşen cenneti herşeyi ile,
Karşılıksız devredecek kadar,
Ve tora düşen bir balığın,
Son soluğu kadar,
Hatta, daha- daha çok,
Ölürken de ayrılamadığı,
Pullarına sinen deniz kokusu kadar…
Ben seni böyle sevdim işte gülüm,
Az gelir aş, ekmek hatta su,
Ve az gelir soluduğum hava,
İlle bir ölçü sorarsan,
Şekli bütün sevenlerin yüreği,
Evren kadar bir hacim,
Everest kadar yüksek,
Ağrı kadar da ağır,
Adı dersen, içimdeki sen kadar,
Asil ve gerçek…
Ben seni işte böyle sevdim gülüm,
İster inan, ister inanma,
İşte o kadar, işte o kadar…

Ben seni sevdim sevgili
17/03/2008Ben Seni Sevdim Sevgilim
Ben senin en jok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevvgili
Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak
Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil
Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman
Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini
Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini
Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni…

Söyleyemediğim Sözüm
16/03/2008 bir kez daha seviyorum anladım
bir kez daha o güzel sızıyla kavruluyor yüreğim
nedenleri sıralamak istemiyorum
aç olan susuz bir yürek bu
sararmış yaprağı canlandırma vakti
bunu kör bir dilenci kadar çok istiyorum
sadece siyah saçlarina,
ve umutla ısıldayan gözlerine duydugum özlem
dünyanin bütün zevklerini ardına sıralıyor,
en amansiz hasretlerden daha fazla tüketiyor,
özlemin.
açmadan yüreğimin derinliklerini,
bir zamanlar sana bir nefes kadar yakınken
senden uzaklara gitmek
ve
şimdi gölgeni bile görememek kahrediyor beni
gel yüreğim gel
bir kez daha
hazanları yok edelim güneş varken
bulutlu fırtınalı günlere gerek yok
son baharda yaşanan son umutta
yapraklarımız yeşil kalsın inadına
yüreğim ateşten kor
sabırsız bir koşma bu hissediyormusun
ellerini ellerimde
gözlerin gözlerimde
okuyabilseydim kalbinin derinliklerini.
çözemediğim bir şey varrr bu gün
çözemediğim! ! ! !
zaman akıyor sevgili
şimdi susmanın sırası değil
aşkla yoğrulup şekillenmenin sırasıdır
‘SENİ SEVİYORUM’

Seni Sevmek
13/03/2008SENİ SEVMEK
Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben. Benim olmak zararlı ya senin için, acı çekersin ya, işte bilerek bu gerçeği benim olmamanı isteyecek kadar çok seviyorum seni. Uzaklaş istiyorum kıyılarımdan, kayalıklarıma toslama, oturma karama… açıl, açıl, açıl. Uzaklaş benden, engin sularda ol. Lacivert mavilere dik gözlerini. Yosun yeşillerimden ıraklara düş. Yunuslar eşlik etsin yol alışlarına, hadi git artık, ne olur git. Baştan çıkartma beni. Uğurlar olsun. Gitmeni arzulayacak kadar deli bir kimlikle seviyorum seni. Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben. Hani bir baba kızar ya, öfkelenir, döver ya hatta… arkasında ayıplarla dolaşan evladını. Ve ama yine de umutsuzca sever ve uzatır ya ellerini ne zaman düşse dara. Hani hem reddeder onu evlatlıktan ve hem de ama içten içe kanar ya baba yüreği. Kanayan içini de sever ya evladıyla birlikte. Hayırsız, huysuz ve hatta topluma zararlı olsa da bile; ister ya içten içe onun toplumun en mutlu insanı olmasını. Ve hatta döner döner de bakar ya kendine: “Ben nerede hata yaptım.” Diye. Çocuğunun tüm hatalarından sorumlu tutar ya kendini. İşte öyle. Sorumlulukların acı, sızı mutsuzluklarıyla… evlatlıktan reddedecek bir inatla seviyorum seni. Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben. Çok ama çok uzaklarımda olduğun zamanlarda bile kimi zaman… milimetrik ölçümlerle nefesimdesin. Sana dokunmak kadar yakın olsan da çoğu zaman… milyon kilometreler öteden duyulmuyor sesin. Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben. ‘Her hareketinin sırrına varacak kadar sen olmak, nerede ne yapacağını öngörebilecek kadar ben olmak’ gerçeklerinle seviyorum seni. Ey güzel sevgili çok sağlıklı bir beden değil artık bedenim. Beynim de öyledir belki. Ben bir hasta yatağını ‘sen’ sanacak kadar… can yakan bir iğne ucuna ‘sevdalanacak’ kadar… hastalıklı bir ruhla seviyorum seni. Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben.